15 August 2013

1500 kafalarda elime yazdığım küçük notları bi gün buraya da geçirir de çok güleriz diye her gece kendimi kandırıyorum. temmuz'un ilk 10 günü bütün imzalı işlere haziran, ağustos'un ilk on günü de bütün maillere haziran yazdım. her sabah kasa raporu yazarken 'ohaa ne zaman bu gün oldu ulan ne çabuk geçiyo zaman' diyorum. ne zaman ki uyanıp yarı pijamalı güne başladığımda saatlerimiz günün henüz 19 küsürlerini gösterdiğinde 'bitmeyen gün yapmışlar' diyip saatler sonra yazılacak kasa raporuna kadar cebimde telsiz yüzümde bin gülücük nefesimi tutup 'ay çok tatlısın' neslisi oluyorum. bazen birileriyle konuşurken içimden 'biliyo musunuz aslında benim ayaklarım kokuyo ama kopmasından iyidir bi de aslında böyle tatlı durduğuma bakmayın 2 aydır kabızım kakamı yaparken şakaklarımdaki damarlar çok çirkin görünüyo, yersen' diye kendi kendime konuşmaya başlıyorum. aynı anda 3 şey konuşabiliyorum. 'telsize' 'karşımdakine' ve 'içime'

en yakın arkadaşım olmasa da kendisi henüz sohbet etmekten en hoşlandığım kişi boyacı yavru kartal. kitaplar hediye etti bana, gelin olduğumda takarım diye boncuklu pullu saç şeyleri verdi. pazarda tezgah abilerine sarmak domatesten sıcak havadan konuşmak rehabilitasyonun en kralı bazen. bi kere sabah 11'de uyandım gece 11'e kadar hiç susmadan konuştum. o kadar çok konuşuyorum ki ama hiç bişe söölemiyorum galiba çünkü eş dost gelince aa ulan kaç zamandır konuşmuyorum ben sesimi unutmuşum diyorum.

sesimi özledim :/
Post a Comment