01 February 2013

ezberlediğimiz bazı şeyler var insanoğlu olarak. benim de kendi çakma insan ayırma yargılarımla o ezberden kopup gelen bazı fotoğraflar var aklımda. gözümde şöyle birşey canlanıyor: tv'de bir bilgi yarışmasına katılmış otuzküsürlerinde bir kadın. şık, taşrada üniversite okumuş, başka taşrada okuduğu anadolu lisesinden sonra üniversite için gittiği taşrayı beğenmeyip küçük yerde büyük insan olmaya karar vermiş. biraz sivilde nasıl giyindiklerini unutan yeni mezun ilköğretim okulu öğretmenlerinin 'şık'diye tanımladıkları döpiyesten bozma eteğinin üzerine mango'da hiç bi zaman indirime düşmeyen (ki binde birdir bu ihtimal) hafif transparan bi bluz giymiş (ama içinde yakası yüksek askılı atlet var). ekranda ööyle duruyo, bacak bacak üstüne atmış, ayakları yerden 45 santim yüksekte ve kendini tanıtırken diyo ki: 'bi süre özel sektörde çalışıp akademisyen olmaya karar verdim'. belli ki gözleri yeni bozulmaya başlamış. gözlükler çerçevesiz ince camlı. saç telleri en ince, önce fön sonra kahküllü topuz yapılmış.

bişe daha: metroda yürüyen merdivenlerde yürüyen insanların arkasından 'merdiven zaten ilerliyo ki nereye kadar gitmeyi planlıyo bu salaklar' diye laf atan çarşı iznine çıkmış deri ceketli genç erkekler var bu hayatta. bu hayatta onlardan o kadar çok var ki...

bi de: baktım 16 gb 1800 liraydı ona o parayı verene kadar gittim 32 gb aldım kafası var. aq napcaksa o 32 gb'ı? mal mısın nesli? vapurda engıri börts oynadıktan sonra sıkılıp yutub'da uykusunda gülen kedi videosu izler.  

'büyük kelimeler'le 'kocaman laflar'ın anlamı arasındaki fark kadar ince ve bi yandan da soyut şeylere takılmaktan cümle kuramıyo olabilir miyim? 
olmak'la doğmak arasında 
olmuşlara acıyıp doğduğumu yüceltiyorum, 
doğmuşlara acıyıp oluşumu yüceltiyorum, 
(o esnada hangisi işime geliyosa stayla, en sevdiğim)

yücelttiklerimde olamayışımı, doğuşuma kabahat bulup kaytarıyorum
olduklarımda yüceltemediklerimiyse, doğamamışlığıma veriyorum.
doğuştan olmamışlıklarımı yüceltmek ister gibi durup, olmamışla doğmamışın aşkını arıyorum. 

aklım nasıl çalışıyo bilmiyorum.  italik olanları yazmak için oturup nerden geldiğini anlamadığım  üç saçma komik paragraf yazıp sonra italiklere geçerken, bi yandan her ikisi arasında kendi içimde çok garip bi bağlantı kurdum. her ikisi de içimde, üzerinde aynı renk kalmele yazılmış aynı kategorideki korkularımı saklayan rafta duran kutuların içinde aslında.

olmamışlarla doğmamışlar sokaklarda ellerini kollarını sallaya sallaya geziyo. biz buna hayat diyoruz. o yarışma programına katılan kadından ya da metroda laf atan asker çocuktan ne farkım var? yok ki! tanrı da yok. e o zaman neyin kıyasını yaptık nesicim? 
yok bişe, sümük akyo!





Post a Comment