02 August 2012




hergün yazaydım fena olmazdı. bi iki foto var olanı bilteni yazmaya gerek kalmadan anlatan. 3 hafta önce olduğundan daha farklı değil ki hiç bişe, hergün yazaydım belki de bu kadar gerçek olmazdı. gezilen sergiler, yüzülen göller, yenen şahane yemekler, gidilen festivvaler (çok diil 2:)) var ama sanırım ihtiyacım olan şey yataktan 10 saat cıkmadan 4 film izleyip eve çağrılan pizzayla doyup kiralanan bisikletle parka dans etmeye gitmekmiş.

yolculuk bokum gibi geçti. roma'dan 3 saat geç kalkan uçatka yanımdaki kız durmadan 2 saat boyunca ağladı. çünkü eşşek gibi sallandı götümün uçağı. yine ölüyo gibi oldum ellerim yok oldu gibi oldu :/ 

son zamanların en şık hareketi chicago'ya indikten sonra kiraladığımız o arabaya binip new york'a gitmemek olabilir. alana beni almaya gelen bir araba dolusu sarhoş geç ergenle onca yorgunluğun üzerine 19 saatlik araba yolculuğuna çıksaydım şimdi binlerce benzer hikayeden birini başka bi memlekette yaşıyo olucaktım. bi yandan 'aman ne şahane aktım koktum' derken bi yandan da 'allah belanı versin nesli yine aynı şeyi yaptın' diye kendime kayniicaktım. tabi bi yandan da gitmemiş ve emekli gibi takılmış olduğum için kendimle başka türlü kavga ediyorum. son günlerde daha 'kararsız' olduğum için kendimle kavga etmekten vaz geçtiğim gün bi adım daha ilerlemiş olucam. kendimle kavga etme halimle kavga etmek ne zor anlatamam :))

annem beni politikacı olayım diye okuttu ama ben bisiklet tamircisi oldum diyen sitiv ve mimar oldum mastıra amerika'ya gelip evlendim şimdi kocamla birlikte bisiklet tamir ediyom diyen lora'yla tanıştım. sitiv'in annanesi istanbulluymuş sonra gitmek zorunda kalmışlar (yu nov şi vas ermenyın) hmmm badi ay gad it! ne anladıysam artık? herkes başka bişe anlıyo aslında... süper cici takıldık. kafile kosta rika'dan ingrid porto riko'dan marvin mahalleden den, endru ve antuanla daha da eğlenceli oldu.

kavga etmek yetmedi bi de iy hissediim diye gittim bilet aldım niyork'a yeniden. bi tarafım 'of allam bin o uçağa ve git milletle takıl' dedi öbür tarafım 'bi kere de kaynama be kızım bak ne kadar keyiflisin' dedi. taaa amerika'ya! gezmeye gelip her akşam milleti mala bağlayan biri bizi gözetliyor, yalan rüzagarı, vayp aut vb şeyler izleyip, parka çıkıp iki şarapla dans edip sonra uyumaya döneminin aptallık olduğunu söylemiş olmalı biri bana ki her gün 'allan neden kıçımı kaldıramıyorum? diye kendime kaynadım. meğerse aslında herşey elimle koymuş gibi bulduğum butiğe gidip sanki aylardır planladığım şey o alışverişmiş gibi gidip, aynı raftan aynı vücut losyonunu almak içinmiş diye düşündüm.

neden bu kadar koku oryentid yaşıyorum onu bilmiyorum ama dün gidip aynı losyondan 3 şişe alıp kasada kendime gelene kadar farketmemiştim içimi ezen o günlerle o kokunun aynı olduğunu. şimdi ne ezilme kaldı ne büzülme ama istedim ki kokusu kalsın zihnimde bedenimde. az bildiğim bi yerde az bildiğim insanla ne kadar sıfırdan başlanabilir demosu muydu bu bilmiyorum ama benden ne kıvamda bi cacık olur onu biliyorum artık. nerde kaldığımı tam hatırlamasam da bi yerlerden devam edileceği aşikar bundan sonra.

çoğumuzun sandığı gibi ölümüne akmıyorum :) ama elbet her zaman her yerde bedevi nesli hikayeleri devam ediyo. antuan vaşingtına giderken evinin anahtarını bana verdi. bu bi haftadan fazla kendi başıma takılabilmek demekti :) tatilin en şık hareketi antuan'ın evine geçmek oldu bence. iyi geldi tektek takılmak.

ilk yalnız günümün sabahında önümde yürüyen çocuğa araba çarpıp da çocuk 3 metre havalanınca içimden çocuğa 'tek kabahatin benimle aynı anda aynı yerden karşıya geçmek olabilir dostm' dedim. çünkü dünya benim etrafınmda ve beni panik etmek için dönüyo ya aq! la ben ne malım yau? Kim sööledi bu dünya ve etrafımda dönem yalanını? ben panik olayım die kosmosdan mesaj gelmesi gerekliydi ve çekilen kurada belirlenen şanslı kişi o çocuk oldu. çok götüm attı. n'apcam bilemedim. çarpan adam sürekli aaaaaaa diye çığlık atıp bana kafasını yerden kaldır kafasını kaldır diye bağırıp etrafımızda koşup durdu. içimden miydi yüksek sesle miydi hatırlamıyorum ama sürekli 'burda ölme burda ölme burda ölme' dediğimi hatırlıom. tabi sonra etrafımızı saran 3-5 kişi (kazaya üşüşen boş kalabalık diye bişe olmaması şaşırtıcı elbet) ve hemen gelen ambulans... bi yandan da içimden 'filmlerdeki gibi olan şey neden ''ambulans ara'' çığlıkları oldu allam daha romantik bişeler olamaz mıydı diye de düşünmeden edemedim? aq. içimden böyle bişe geçirdiğim için kendimi suçlu hissetmeli miyim bilemedim? sonra elbet bütün günüm titreyerek her sike irkilerek geçti :( bitmedi. akşam üzeri eve geldim tv açtım duşa gidiyodum ki tv'de o gün içinde üç eve gizlice girip elinde bıçakla kadınları tehdit eden birinden bahsediyolardı. adresleri yanlış duymuş olmazdım.  habere bak allaşkına son olay 2 kapı yanda olmuş. polis kapılarınızı açık bırakmayın, diye gelip insanları uyarıyo! amına kooim abi bu ne yaaa? neden bitmiyo neden bu kadar saçma :( aslında bi yandan da olan biten hiç bişe yok, herşey olması gerektiği şekilde devam ediyo) hehehehe ve tabii ki her saat başı polisin verdiği numarayı arayıp ne oldu die sordum ve tabii ki bi aşamada kanka olduk. 'korkacak bişe yok güvendesiniz' en sevdiğim telkin. bunu her söylediklerinde 'bebeim ne kafasındayım bi bilsen' dedim içimden. rastalı sapığımız hala yakalanamadı ben de ne yazık ki az evvel kapıdan çıkıp bahçeyi döndüğümde köşede karşılaştığım sarışın 2 metre uzunluğundaki çocuğu rastalı ve eli bıçaklı gördüğümü sanıp çığlık atarak kaçmaya çalıştım. ikimizde birbirimizden özür dilerken 'keşke yer delinse ve aşşa düşsem'den başka bişe düşünmüyodum.

dünyanın bi ucuna gittin geyiğine içimde son noktayı koydum böylece. hayır dünyanın bi ucunda falan diilim. kitapçının önünde cigara içen çocuklardan torbacı telefonu öğrenebildiğimiz bi yer dünyanın öbür ucu olamaz. içkimizi dalından kopan yaprakları sıkarak yapsaydık, sütyensiz tişört giymekle tişörtsüz gezebilmek arasında bi yerlerde olsaydım dünyanın bi ucundaymışım gibi hissedebilirdim. 25 senedir devam eden yalan rüzgarı'lı bi dünyanın neresine gidersen git asla bi ucunda olmazsın, tam oldun sanırsın bi bakmışın kristina agulera gelmiş aç çocuklara manikürü bozuk tırnaklarıyla yemek dağıtıyo olur!

yerlilerin 'amerikalıların nasıl insanlar olduğunu anlamak için bezbol maçına gitmen lazım' gazlarına gelip elbette ki bir maça gittim. maçta değil sanki iş çıkışı uğranmış barda ayak üstü birası içer gibiydi herkes. maçtan başka herşeyi yapan binlerce insan vardı sanki. nerde ne oluyo diye anlamak için gözünü sahadan ayırmayan benden başka belki 5-6 tane de bahis oynamış 100 yaşında amcadan başka kimsenin sikinde diildi mevzu. ellerindeki ayfonla dudaklarını büzerek tepeden kendi fotolarını çekmeye çalışan tineycler, 2 gün önceki toplantıda göstermiş oldukları üstün performanslarından dolayı birbirinie tebrik eden abiler, nefes almadan bira içip çocuklarına 'koşup durma göt' diye bağıran anneler... ama en garibi de yanımda oturan çiftti. adam yanındaki kadına karısını ne kadar sevmediğini ve aslında karısınını adamın onu aldatıyo olduğunu bildiğini bu evliliğin karısı boşanmak isteyene kadar devam edeceğini falan anlatıyodu. arkamda babasının kucağında oturan cicibebe 'top nerde göremiyorum, bu şey çok sıkıcı' falan dedikçe kendimi garip hissetme halim geçti. sanki herkesin yaptığı şeyi izleyip ne olup bittiğini kaçırmama görevi bana verilmişti çünkü maçı izleyen bi ben vardım gibi geldi. oyunda neler olup bittiğine şimdi biraz daha aşinayım ama sevmedim oyunu. stadın etrafındaki binaların teraslarının aslında beleş tepe olması gerekirken maç zamanı tribünümsü oturma yerlerine çevrilip insanlara vip gibi kiralanması da burda olan bitenle ilgili bir sürü şey anlatıyo aslında :) yerlilerin benden beklediği gibi amerikalıların nasıl insanlar olduğunu gördüğümü sanmıyorum ama şimdi biraz daha fikrim var olan bitenlerin bir yönüyle ilgili. kabs taraftarına orospu çocuu diyolar anlamadım neden? çünkü ortada taraftar falan yok. herkes güne gelmiş gibi :) zaten taraftarı olsa lig sonuncusu olmazlardı dedi bahisçi 100'lük amca :) şimdilerde gündemde suriye'deki katliam! aldatılan robert'in kristen'le biten ilişkilerinin akibetinden daha da kritik olan köpeklerinin kimde kalacağı, michael jackson'un çocukları ve ailesi arasındaki para pul kavgası, kendini joker sanan kırmızı saçlı çocuğun davası olimpiyatlar falan var.... jimnastik kızları birinci olunca burası bi hoş oldu :) bu ise tv'de olan biten en acayip bi yandan da bi o kadar televizyona dair en gerçek olan şey. her yerde aynı işler. the late night with jimmy fallon'da çalan the roots en iyisi. albüm yapamamaları başka bi ironi elbet. kenan'ın siteye yazsam mı acaba bu abileri?

tüm bunların yanında ülkelerini komşularını arkadaşlarını koruma aşkıyla yanıp tutuşan insanların national guard'a katılmalarını pompalayan tanıtım filmlerinden, sağlık sigortalarından efektif yararlanamadıkları için uğradıkları haksızlıktan ücretsiz danışmanlık alarak kurtulup ne kadar muhteşem yaşam koşullarına ulaşılabileceği hayalini satan reklamlara kadar çok çeşitli manyaklıklar görmek mümkün. anlasam n'olur anlamasam n'olur?

batman izlemeye gittim. arkada bi grup çocuk alkış tutup yeeaaahhh oooooo diye bağıra bağıra izliyodu filmi. buraya kadar herşey normal. sonra birden klasik hikayenin en gaza getiren sahnelerinden birinde arkadan bi ses geldi 'küllerinden doğdu orospuçocuğu' diye. (evet türkçe dedi) nasıl nasıl nasıl kahkaha attım belli değil. onca gürültünün içinde kahkaham kaynadı ama günün lafını eden çocuk onu anladığımı anlamış olmalı, filmden çıkarken muzurca gülümsedik :)) şaşırtıcı diil türk görmek ama bazen alışveriş yaparken yanındaki adama 'anlamadım kadın ne diyo hangisi pahalıysa onu alalım daha iyidir' diyen birini görünce koşarak kaçmak isteme halimi durduramıyorum. o salak çiftin çocukları olduğunu düşündüğüm iki piç dükkanın önünde durmuş geçenlere tükürüyodu küçük olan büyük olana 'bok diyorum bak! bok! kimse anlamıyo işte, BOK!' derken arkadan eğilip 'doğru konuşun lan! diyip koşarak uzaklaşınca onlar kadar hıyar olmuş muyumdur acaba diye düşündüm :)

büssürü not var defterimde. ne zaman yazarım bilmem? zamanı geçtiği için yazmak da manasız sanki. şahane gelmedi, zaman zaman feci darlandım, allam of ölsem ya niye yoruyoruz birbirimizi diye söylenmedim de diil! ama ölmedim işte n'apalım. sakinledim azcık. dönünce görücem ak göt kara göt aslında ne renkmiş? ya da görmiicem işte ne bilim. uzak olsam hep bööle istedim aslında. iyim işte, cacık kıvamında mevsimi gelmiş karpuz gibi bişeyim. 

no more shoes :)   
Post a Comment