27 June 2009


Sabahın köründe, günlerdir düşündüğüm aklıma geldikçe delirdiğim, bırbır söylenip içinden çıkamadığım kişilerin rüyası ve hikayeleriyle uyandım. Çarşafa dolanmış ayılmak için debelenirken, başucumda tırnaklarını kesmekte olan ve bazen hayal-et- olduğuna inanmaya çalıştığım sabah programı sunucusu delikanlıya (-ki bu sabah sunucuları genelde kadın olur erkek olanlarının en aklımda kalanı alişan'dır) rüyamı anlatyama çalışırken bana 'canım sen de çok etkilendin bu olaylardan' dedi. E etkilendim tabi... derken derken, konuşma bi şekilkde yalana geldi. Sunucumuz bana 'insan kendine yalan söyler mi hiç nesli' dedi. Exel beyinli!!! söyler tabi...


Sonra oturdum veee böööğğk diye şunu yazdım.

İnsanın kendine yalan söyleyebilmesi en kolay olanı di mi? Çünkü insan kendini, diğerleri gibi dışardan görüp algılamıyor, dolayısıyla kendini yalana sürükleyen gelgitleri ya bi şekilde olmamış gibi görebiliyor yada başkaları ne olup bittiğini algılayamadan mantık silsilesine bürüyüp ‘zaten hayat bu olur böyle şeyler’ yalanını söyleyiverip döngünün ilk tuzağına düşülmüş oluyor.


Tam bunları yazarken arada durup şunu düşündüm: Neden hep neye gazlandığımı bilemeden öğüt veren moduna girip sanki çok biliyomuşum da kendim hiç çıkmaza girmiyomuş ve dünyanın en makul insanıymışım gibi cak cuk konuşuyorum. Niye hikayelere takılıp durum tespitleri yapmaya çalışıp genel ithamlarda bulunuyor ve ‘kaka olaylar sizi ders çıkarılasıcalar bak bu da sana en alasından lafım’ geyiğine sarıyorum. Geyik miyim neyim?


Sonra devam ettim: Sevgili iç ses bi susunuz lafım bitmedi... Şimdi ikimize de makul olan yarın hala bana makul olmaya devam ederken ya sen fikrini değiştirince neye dönüşecek. Ben sana söyleyeyim; ben sana ‘amma da ikiyizlüymüşün be’ diye kurulacam sen de aslında herşeyin hala ikimiz için de makul olduğu yalanıyla önce kendini sonra beni kandırmaya çalışacaksın. Bak ne de güzel bi kelime yakaladık şimdi adam gibi oyun oynayacağız.


Makul olma hali

İkimize de makul olma hali.

Kendi şartları içinde makul olma hali


Bu kendi şartları içinde olma haliyle ilgili bi takım kafa karşıklığım var. Herkes için aynı hissiyatı yarattığında o şartlar, herkes tarafından yaratılıp sahiplenilmiş bi durum mu oluyor yoksa kendliğinden olmuş ama herkes için aynı anlama hissiyata değen bi zamana denk geliyo da insanlar kolpalık edip ‘bak bu şartları biz yarattı ve en makulu’ diye her zamanki gibi insan olmanın en durdurulamaz güdüsü olan sahiplenme işine burda da mı giriyo? Ben açık konuşayım artık makul olmak istemiyorum. Yani en azından makul olma hallerimizin tesadüflerle ikimize de değdiği zamanlardan sonra, makul olan şeylerin hayatlarımızdaki anlamı değiştiği zaman birbirimizi kandırmamızı istemiyorum. Ya hiç olmalış gibi davranmayalım yada en zor olanını seçip bugün olanlardan, benden ve senden konuşalım. Mazide kalanlara günlük gazete muamelesi yapmayalım. Mazide kalmış olmaları ne seni ne de beni dönek yapmaz. Aksine, mazide gerçek oluşuna olan inancımı besler ve çnce kendimi sonra da seni daha çok sevmeme yarım eder. Zorlamayalım şartları.

Uzun lafın kısası: Yok efendim makul olmak, yok efendim aynı anda olmak, yan yana olmak ne sikimse bi tarafa, önce kendine ‘samimi’ olabilmek sonra etrafındaki insanlara ne kadar samimi bi şekilde nasıl olduğunu anlatmaya çalışmak lazım yoksa pencerinin önünden insanlar geçerken kafesinde oturmuş ‘kapıcı maamut’ demeye çabalayan rengarenk papağana benziyosun.

Post a Comment