04 November 2008

BRAND


Olsa n’olcak olmasa ne?
Orda işte olduğu gibi. Bana nası geldiğinin önemi, ordan nasıl göründüğüyle ilgili derdim olduğu anda başlıyor. Bu da benim ne kadar şekilci, İstanbullu ve sığ kafalı bir kadın olduğumu mu gösteriyor? Bilmiyorum ki... Umrumda değil ki... Olamıyor.
Yalvarmak istemem geliyor. Ama neye emin olamıyorum. Keşke ‘hiç’ olmasaydı yada olmasaydı bütün bunlar. Şimdi nerden başlayacağımı bilemediğim yerde birşeylere başlamaya çalışıyorum. Yapamıyorum. Sözüm size değil sevgili okuyan. Her kimse okuyan beni bilendir, canımdır. Benim derdim hiç olamayanla olamadıklarımla...
Şekil alırken ne olduğunu tanımlayamadığım cisim, tam ortasında bekliyorum neye dönüşecek içimdeki diye. İçimde olana 40 dakikda kıydığım vazgeçiş hali beni vazgeçemeyecğim hallere attachledi.
Artık kırılabiliyor kalbim, utanabiliyorum yada pişman olabiliyorum. Geçici bi hasar mı bu yoksa bu hayatın bu zamanında başa gelen mi bilmiyorum. Bu bi hasar mı onu da bilmiyorum aslında. ‘İnsan utanıyosa kesin beyni hasarlıdır’ isimli dosya hata veriyo beynimde. Bu iyi bişe. Dönüp dolaşıp doğru olanın update isteyip hata vermesi hala çalışıyo anlamına gelebilir.
Ordan nası görünüyo bilemiyorum ama hep ham kalıcam galiiba. Bu da kötü bişe olmayabilir. Üzülmek yersiz olabilir.
Korktuklarım, kaçtıklarım, kırıklıklarım, utandıklarım ve yorulduklarımı ancak şöyle anlatabiliyorum: Ya hiç olmamış olsaydı yada artık hiç olmasın!
Bi keresinde aklımın alamadığı ama kulaklarımla duyup gözlerimle gördüğüm bişey yaşamıştım. Ağlarken ne olur bişe verin uyuyayım sonra da sabah burdan gideyim koşarak demiştim. Şimdi de öyle hissediyorum. Çabucak geçsin istiyorum! Ama geçen şey aslında beni sonra başka biri yapacak olan, unutup unuttuğumu kendimdeki başka bi şey olma hikayesinde hatırlayacağım, bi kalp çiziği halinde yazılacak hikayeme.
Post a Comment